Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine nazaran senenin ilk gününü temsil eder. Günümüz İran’ında, her ne kadar İslami bir kökeni olmasa da bir şenlik olarak kutlanır. İşte Nevruz ya da Newruz bayramı hakkında detaylar…

NEVRUZ (NEWRUZ) BAYRAMI NE ZAMAN KUTLANACAK?


Nevruz Bayramı ya da özetlemek gerekirse Nevruz,Dünya genelinde çeşitli halklar tarafınca kutlanan geleneksel yeni yıl ya da tabiat ananın uyanışı ve bahar bayramı sembolize eder. Nevruz bayramına 4 hafta kala, her salı günleri hususi günler olur ki, bunlara çarşamba denir.

Bazı topluluklar bu bayramı 21 Mart’ta kutlarken, ötekiler Şimal yarım kürede ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 yada 23 Mart’ta kutlarlar. Bununla beraber, Zerdüştlük, hem de Bahailer için de mukaddes bir gündür ve dinlence olarak kutlanır.

Kürtlerde, Nevruz bayramının Kürt ve İran mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da Göktürklerin Ergenekon’dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak kutlanır.

2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan Pers kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı duyuru etmiştir. 28 Eylül – 2 Ekim 2009 içinde Abu Dabi’de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Tinsel Kültür Mirası Koruma Kurulu, nevruzu Dünya Tinsel Kültür Mirası Sıralaması ‘ne dahil etmiştir. 2010’dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart’ı “Dünya Nevruz Bayramı” olarak kabul etmektedir.

İsim kökeni

Kelimenin aslı eski Farsçadan gelir: Yeni anlamındaki nava ve aydınlık/gün anlamındaki r?za?h birleşerek oluşturmuşlardır. Anlamı “yeni gün/günışığı” dır ve günümüzün Farsçasında da hâlâ aynı anlamda kullanılmaktadır (nev: yeni + ruz: gün; anlamı “yeni gün”)

İrani dillerdeki Gün anlamına gelen Ruz (Farsça), Roç (Beluçca), Roc (Zazaca), Roz (Soranice) ya da Roj (Kurmanci) sözcükleri Proto-İranicenin “Rauça“sından gelir. Bu da eski Hint-Avrupacanın manası Işık olan *Leuk– kelime köküne dayanmaktadır. Şu en eski şekilden Rusçadaki Luç, Almancadaki Licht, Yunancadaki Leukós, Latincedeki Lux, İngilizcedeki Light ve Ermenicedeki Luy da oluşmuşlar. Proto-Iranicede Rusçadaki şeklinde bir k > ç ses ertelemesi ortaya çıkmışdır ve ek olarak ‘L’ sesi ‘R’ye dönüşmüştür.

Eski İrani dili olan Avesta dilinde Raôçah zamanında esasdan Işık demekti. Eski hint-ari dilindeyse (Bugünkü Şimal Hindistanda varolan dil grubu) Roçiş kulanılmaktadır.

Nevruz teriminin tarihte ilk yer almış olduğu kayıtlar, M.S. 2. yüzyıldaki Pers İmparatorluğu kayıtlarıdır, sadece bundan fazlaca daha öncesindeki (ortalama MÖ 648 ve 330 yılları aralığında) Pers İmparatorluğu altında yaşayan değişik milletlerin Pers Şahına Nevruz gününde hediyeler getirdiğine dair bilgiler mevcuttur.

Nevruz öteki Türk devlet ve topluluklarında da kutlanılır. Bunlardan Azerbaycan’da Novruz, Kazakistan’da Nawrız meyramı (?????? ???????), Kırgızistan’da Nooruz (??????), Şimal Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Mart dokuzu Kırım Türklerinde Navrez, Batı Trakya Türkleri’nde Mevris adları ile anılır.

Farsça’da yazılışı Nouruz’dur. Türk kökenli bir devlet olan Kazakistan’da (?????? ???????) Navrız meyrami adı ile kutlanan Nevruz Arnavutluk’ta ise Sultan Nevruz olarak isimlendirilir.

Tarih ve anane

Nevruz geleneğinin tarihin son olarak Buzul Çağı’nın bitmesinden derhal önceki günlere şu demek oluyor ki 15.000 yıl öncesine kadar uzanır. Efsanevi Pers Kralı Cemşid, Indo-Iranlıların avcılıktan hayvacılığa ve yerleşik yaşama geçişini temsil eder. O çağlarda mevsimler insanoğlunun hayatında günümüzdekinden daha yaşamsal bir ehemmiyet arz ediyordu ve yaşamla ilgili her şey dört mevsim ile fazlaca yakından ilgiliydi. Zor geçmiş bir kışın arkasından gelen bahar, doğa ananın çiçekler, yeşillenenen bitkiler uykusundan uyanması ve sığırların yavrulaması, insanoğlu için büyük bir fırsat ve bolluğun canlanması demekti. İşte bu şekilde bir dönemde bu Nevruz kutlamalarını başlatanın Kral Cemşid olduğu söylenir...

İran evrenbiliminin baş yapıcılarından ve Zerdüştlerin Peygamberi olan Zerdüşt birçok bayramın kurumsallaşmasını elde eden kişidir. Nevruz, “kim bilir” Zerdüşt tarafınca kurumsallaştırılan bayramlardan biridir.

Bundan 12 yüzyıl sonrasında, MÖ 487 senesinde, Büyük Darius, Persepolis’teki yeni inşa edilmiş olan sarayında Nevruzu kutluyordu. Son araştırmaların neticeleri bu kutlamaların fazlaca hususi bir anlam ifade ettiğini göstermektedir. Yalnız Nevruz gününde sabah saatin 06.30’unda güneşin ilk ışıkları gözlemevindeki büyük kabul salonuna denk geliyordu ve bu vaka yalnız 1400 yılda bir gerçekleşiyordu. Bu durum bununla beraber Babillilerin ve Yahudilerinde yeni yılı ile çakışıyordu ve bundan dolayı, bu kutlamaların eski toplumlar için fazlaca uğurlu ve mühim sayıldığı açıktır. Persepolis yerleşkesinin ya da en azından Apadana’non sarayının ve “Yüz sütunlu Salonun” Nevruzu kutlamak amacıyla inşa edilmiş olduğu sanılmaktadır. Ne yazık ki eski kitabelerde Nevruzdan bahsedilmemektedir.

İran’da Nevruz

İran’da Nevruz en mühim bayramdır. İran güneş takvimine nazaran ilk ay olan Farvardin’in ilk günü olan Nevruz İran’da 5 günlük (20-24 Mart arası) resmi dinlence olarak kutlanır. Nevruz’un habercisi olan Hacı Firuz hristiyanlıktaki Noel Baba’ya benzer şekilde bu tarihler içinde küçüklere hediyeler dağıtır.

Kürtlerde Newruz

Birçok Kürt ozan ve yazarın da eserlerinde yer edinen Nevruz’u Kürtler 21, 22 ve 23 Mart’ta kutlarlar. Bu bayram ile Kürtler çoğunlukla kent dışındaki bölgelerde ve açık alanlarda bir araya gelir ve gelmekte olan ilkbaharı kutlarlar. Bayanlar rengarenk elbiseler giyerler ve başlarına pullarla süslenmiş ışıltılı örtüler örterler. Topluluk büyük bir ateş yakar ve bu ateşin çevresinde dans ederek ya da üstünden atlayarak büyük bir coşkuyla bu bayramı kutlarlar.

Kürt yazar Musa Anter’e nazaran Nevruz aslen Kürtlerde İlk olarak 31 Ağustosta kutlanıyordu sadece ondan sonra Arap Takviminin kabul edilmesiyle bu kutlamalar Mart ayına kaymıştır.

“Nevruz mübarek olsun” Kürt dillerinde şöyleki söylenir: Kurmanci: Newroz pîroz be!, Zazaca: Newroz pîroz bo, ve Sorani: Newroztan pîroz bêt. Kürtçede; New yeni, Roz ise gün anlamına gelir.

Demirci Kawa Efsanesi

Kürtlerde nevruzun Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılır. Fars mitolojisindeki Kawa efsanesinin Kürt versiyonuna nazaran, günümüzden 2500 yıl öncesinde Zuhak (Bazı kaynaklara nazaran Dehak)isminde Asurlu fazlaca fakat fazlaca zalim bir kralın altında yaşayan Kawa isminde bir demirci vardı. Bu kral tam bir canavardı ve efsaneye nazaran her iki omuzunda da birer yılan bulunuyordu. Her yıl bu iki yılanı beslemek için Kürtlerden iki genci sarayına kurban olarak getirtip aşçılarına bu iki evladı öldürtüp beyinlerini yılanlarına yiyecek olarak verdiriyordu. Bununla beraber bu canavar kral ilkbaharın gelmesini de engelliyordu. En sonunda bu zulümden bıkan ve bir şeyler yapmak isteyen Armayel ve Garmayel adlı iki şahıs kralın sarayına mutfağa aşçı olarak girmeyi başarırlar ve Kralın yılanlarını beslemek için beyinleri alınarak öldürülen çocuklardan yalnız birini öldürüp ötekinin gizlice saraydan kaçmasına destek olurlar. Böylece ellerindeki bir insan beyni ile kestikleri bir koyunun beynini karışmasını sağlayarak yılanlara vererek her yıl bir çocuğun kurtulmasını elde etmiş olurlar. İşte bu kaçan kişilerin Kürtlerin ataları olduğuna inanılır ve bu kaçan çocuklar Kawa adlı demirci tarafınca gizlice eğitilerek bir ordu haline getirilirler. Böylece Kawa’nın liderliğindeki bu ordu bir 20 Mart günü zalim kralın sarayına yürüyüşe geçer ve Kawa kralı çekiç darbeleri ile öldürmeyi başarır. Kawa etraftaki tüm tepelerde ateşler yakar ve yanındakilerle beraber bu zaferi kutlarlar. Böylece Kürt halkı zalim kraldan kurtulmuş olur ve ertesi gün ilkbahar gelmiş olur.

Türklerde Nevruz

Türklerin (Göktürklerin) Ergenekon’dan demirden dağı eritip çıkmalarını, baharın gelişini, tabiat ananın uyanışını temsil eder. Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları tarafınca, MÖ 8. yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart’ta kutlanır.

Türkiye’de bir anane, Türk Cumhuriyetleri’nde ise resmî bayram olarak kutlanırken, 1995 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti tarafınca Bayram olarak kabul edilen bigün haline gelmiştir.

Türk Takvimi’nde bigün 12 bölüme ayrılır, her bölüme Çağ adı verilirdi. Bir çağ iki saat, dolayısıyla bigün de 24 saattir. Her bir çağ ise sekiz Keh ten ibarettir. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı 21 Mart, Nevruz günü olarak kutlanır. Bu güne ve yeni senenin başladığı âna Yılgayak denir.

Oniki Hayvanlı Takvim ve Melikşah’ın Celali Takvimi’nde yılbaşı olarak belirlenen 21 mart, Divânu Lügati’t-Türk’te de ilkbaharın gelişi olarak belirtilir. Türk edebiyatı ve musikisine de Nevruz; Nevruz-ı Asl, Nevruz-ı Arap, Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Acem ve Nevruz-ı Seba olarak girmiştir. Tarihte pek fazlaca devlet tarafınca bayram ve anane olarak kutlanmıştır. Bunların başlangıcında Anadolu beylikleri, Eski Mısır, İran, Safavi, Sasani, Moğollar, Selçuklu ve Osmanlı gelir.

Selçuklu ve Osmanlı’da millî bayram olarak kutlanan Nevruz, Nevruziye adlı şiirlere ve şenliklerle ziyafet verilerek kutlanırdı. Hususi olarak hazırlanan Nevruziye adlı macun Osmanlı döneminden kalan bir kültür olarak bu gün hâlâ Manisa’da 21 Mart’ta Mesir macunu şenlikleri yapılmaktadır. Alevi ve Bektaşiler içinde da kimi yorelerde eski takvime atfen Mart Dokuzu adi verilerek kutlanan Nevruz’da hususi ayinler yapılırdı, gene Zerdüştler ve Yezidiler’de 21 Mart’ı bayram olarak kabul etmişlerdir. Bu şölende yemekler dağıtılıp oyun oynanır ve baharın ilk günü kutlanır.

Ergenekon Destanı

Moğol ilinde Oğuz Han soyundan İl Han’ın hükümdarlığı esnasında Tatarların hükümdarı Luk Han, Moğol ülkesine harp açtı. İl Han’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve öteki boylardan da yardım alarak yendi. İl Han’ın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız İl Han’ın ufak oğlu Kıyan, eşi Nüküz ve yeğeni ile kaçıp kurtulmayı başardılar. Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeye karar verdiler. Yabanî koyunların yürümüş olduğu bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçide vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunmuş olduğu bir yere ulaşınca Tanrı’ya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Bu yere “maden yeri” anlamında “Ergene Kon” adını verdiler. Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüzyıl sonrasında kendileri ve sürüleri o denli çoğaldılar ki, Ergenekon’a sığamadılar. Atalarının buraya geldiği geçidin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritilirse yol açılabileceğini söylemiş oldu. Demirin bulunmuş olduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İl Han’ın soyundan gelen Türkler tekrardan güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının öcünü aldılar. Ergenekon’dan çıktıkları gün olan 21 Mart’ta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırdılar, demir kıpkırmızı olunca ilkin Hakan, ondan sonra beyler demiri örsün üzerine koyarak dövdüler. Bugün hem özgürlük hem de bahar bayramıdır.





Kaynak: www.haberler.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here